I5Xgdj. Hakkında Zuhruf sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. 89 âyettir. İsmini 35. âyette geçen ve altın, mücevher mânasına gelen اَلزُّخْرُفُ zuhruf kelimesinden alır. Resmî tertibe göre 43, nüzûl sırasına göre 63. sûredir. Nuzül Sûre Mekke’de, geliş sırası bakımından Şûrâ’dan sonra, Duhân’dan önce vahyedilmiştir. 45. âyetin Hz. Peygamber’in miracında Kudüs’te Mescid-i Aksâ’da nâzil olduğuna dair bir rivayet varsa da bu, sûrenin Mekkî niteliğini değiştirmez; çünkü tefsirciler hicretten önce nâzil olan bütün sûrelere Mekkî demektedirler. Konusu Sûrede Allah’ın birliği ve sonsuz kudret sahibi olduğu, Kur’an’ın Allah kelâmı ve Hz. Muhammed de Allah’ın peygamberi olduğu ana fikri işlenir. Bu çerçevede müşriklerin, Resûlullah davetine uymayıp atalarını körü körüne taklit etmeleri, meleklere Allah’ın kızları demeleri, Allah’ın tüm kâinatın yaratıcısı olduğunu bildikleri halde putlara tapmaları reddedilir. Hz. İbrâhim, Hz. Mûsâ ve Hz. İsa’nın kıssalarından misaller verilerek, tevhid çağrısına uyanların güzel âkıbetleri, uymayanların ise feci sonları ibret alacak nazarlara arz edilir.
Zuhruf Süresi 36. Ayet Tefsiri وَمَنْ يَعْشُ عَنْ ذِكْرِ الرَّحْمٰنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَر۪ينٌ ﴿٣٦﴾ وَاِنَّهُمْ لَيَصُدُّونَهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ ﴿٣٧﴾ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَنَا قَالَ يَا لَيْتَ بَيْن۪ي وَبَيْنَكَ بُعْدَ الْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ الْقَر۪ينُ ﴿٣٨﴾ وَلَنْ يَنْفَعَكُمُ الْيَوْمَ اِذْ ظَلَمْتُمْ اَنَّكُمْ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ ﴿٣٩﴾ 36 Kim Rahmân’ı hatırından çıkarıp öğüt ve uyarılarla dolu Kur’an’ı görmezlikten gelirse, biz ona bir şeytan sardırırız da, artık o şeytan onun ayrılmaz yoldaşı olur. 37 Bu şeytanlar onları Allah’a giden yoldan çıkarırlar; onlar ise hâlâ kendilerini doğru yolun üzerinde sanırlar. 38 Sonunda hesap vermek üzere huzurumuza geldiklerinde ise o yoldaşına “Keşke seninle aramız doğu ile batı arası kadar uzak olsaydı. Sen meğer ne kötü arkadaşmışsın!” diyecek. 39 Bu temennî ve pişmanlığınız bugün size hiçbir fayda vermeyecektir. Çünkü dünyada iken birlikte zulmettiniz. Şimdi de azabı birlikte çekeceksiniz! TEFSİR “Rahman’ın zikri”nden maksat, hem Allah Teâlâ’yı hatırlamak, hem de Allah Teâlâ’nın en büyük zikri olan; O’nu, O’nun emir ve yasaklarını hatırlatan Kur’ân-ı Kerîm’dir. Zaten bunlar birbirine yakın ve aynı neticeyi hâsıl edecek mânalardır. Allah’ı unutan, O’nun zikrinden gâfil kalan kimseye Cenâb-ı Hak hemen bir şeytan Musallat eder. O şeytan onun en yakın arkadaşı oluverir. Onu Allah’ın razı olduğu niyet, söz, fiil ve amellerden uzaklaştırır. Aksine Allah’ın râzı olmadığı niyet, söz, fiil ve amellere yönlendirir. Kur’ân-ı Kerîm de en büyük zikirdir. Her âyeti, her kelimesi Allah’ı hatırlatır. O ilâhî öğüt ve ikazlarla doludur. O, hayat kitabımızdır. Hayatımızın her alanını tanzim eden itikat, ibâdet, ahlâk ve âdâb hükümleriyle doludur. Kur’an’ı ve onun uygulamalı bir tefsiri olan sünnet-i seniyyeyi hayatının her sahasına aksettiren müslüman şeytanın ortak olacağı açık bir alan bırakmamış olur. Fakat Kur’an’ın beyân buyurduğu hayat tarzını göz ardı eden ve onun dışında bir hayat tarzı benimseyen kişilere Allah’ın psikolojik ve sosyolojik bir kanunu olarak hemen bir şeytan Musallat edilir. Onun dostu şeytan olur. Demek ki insan için iki ihtimal söz konusudur. Ya Allah’ın dostu olacaktır veya şeytanın. Şurası kesin bir durum arz etmektedir ki, Allah’ın dostluğuna layık işler yapan Allah’ın dostu olacak, şeytanın dostluğuna layık işler yapan da şeytanın dostu olacaktır. Şüphesiz iki dostluğun neticeleri farklıdır Allah’ın dostluğu insanı karanlıklardan kurtarıp aydınlığa çıkardığı ve ebedi nimetlere eriştirdiği halde, şeytanın dostluğu bu âyetlerde de haber verildiği üzere insanı çaresi olmayan bir hasret, nedamet, pişmanlık ve azaba uğratacaktır. Nitekim konuyla ilgili diğer âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulur “Allah, iman edenlerin dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin dostları ise şeytânî güçler olup onları aydınlıktan karanlıklara sürüklerler. Onlar cehennemin yoldaşlarıdır ve orada ebedî kalacaklardır.” Bakara 2/257 “Kim benim kitabıma sırt döner ve beni anmaktan uzak durursa, şüphesiz dünyada onun için sıkıntılı, dar bir geçim vardır; kıyâmet günü de onu kör olarak diriltip huzurumuza getireceğiz. O, Rabbim! Beni niçin kör olarak dirilttin? Oysa ben dünyada gözleri gören biriydim» diye itiraz edecek. Allah şöyle buyuracak Evet, böyle! Âyetlerimiz sana geldiğinde sen onları nasıl unutup bir kenara attıysan, bugün de sen işte öylece unutulur, bir kenara atılırsın!»” Tâhâ 20/124-126 Meselenin âhiret boyutunu haber veren bu gerçekler ışığında Yüce Rabbimiz Resûlullah teselli maksadıyla şöyle buyurmaktadırKaynak Ömer Çelik Tefsiri
إِنَّا جَعَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لَّعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ İnnâ cealnâhu kur’ânen arabiyyen leallekum ta’kılûnta’kılûne. innâ hiç şüphesiz biz, muhakkak ki biz cealnâ-hu onu kıldık kur'ânen Kur'ân arabiyyen Arapça olarak lealle-kum umulur ki böylece siz ta'kılûne akıl edersiniz Abdulbaki Gölpınarlı Şüphe yok ki biz, akıl edesiniz, anlayasınız diye Kur'ân'ı Arap diliyle meydana getirdik. Abdullah Parlıyan O'nu düşünüp kavrayabilmeniz için, Arapça bir kitap olarak indirdik. Adem Uğur Biz, anlayıp düşünmeniz için onu Arapça bir Kur'an kıldık. Ahmed Hulusi Kesinlikle biz Onu Arapça bir Kur'ân olarak meydana getirdik, tâ ki anlayıp aklınızı kullanarak değerlendiresiniz! Ahmet Tekin Biz Kur’ân’ı bütün ilâhî kitaplardaki dinî-ilmî esasları içeren, açık, edebî, Arapça, okunan bir kitap halinde planlayıp hazırlayarak açıkladık. Umulur ki, aklınızı kullanarak anlarsınız. Ahmet Varol Olur ki akıl edersiniz diye onu Arapça bir Kur'an kıldık. Ali Bulaç Gerçekten Biz onu, belki aklınızı kullanırsınız diye Arapça bir Kur'an kıldık. Ali Fikri Yavuz Biz onu, anlayasınız diye, Arabca bir Kur’an yaptık. Ali Ünal Biz onu, düşünüp akleder ve gerekli dersleri alırsınız diye fasih Arapça, okunur bir kitap Kur’ân kıldık. Bayraktar Bayraklı Biz, anlayasınız diye onu Arapça bir Kur'ân yaptık. Bekir Sadak 2-3 Apacik Kitap'a and olsun ki, akledesiniz diye Kuran'i arapca okunan bir Kitap kilmisizdir. Celal Yıldırım Biz, aklınızı kullanırsınız diye Arapça bir Kur'ân indirdik. Cemal Külünkoğlu 2-3 Gerçekleri apaçık gösteren Kitab'a andolsun ki, aklınızı kullanarak iyice anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kur'an yaptık. Diyanet İşleri eski 2-3 Apaçık Kitap'a and olsun ki, akledesiniz diye Kuran'ı Arapça okunan bir Kitap kılmışızdır. Diyanet Vakfi 2-3 Apaçık Kitab'a andolsun ki biz, anlayıp düşünmeniz için onu Arapça bir Kur'an kıldık. Edip Yüksel Anlamanız için onu kusursuz bir dile sahip bir Kuran yaptık. Elmalılı Hamdi Yazır Hakkâ biz onu Arabî olarak okunacak bir Kur'an kıldık ki akıl irdiresiniz Erhan Aktaş Biz onu düşünüp anlayasınız diye Arapça bir kur’an1 yaptık. 1- Okunan. Çevirilerde Kur’an sözcüğüne, yaygın olarak Allah’tan gelen vahyin kitaplaşmış hali anlamı verilmektedir. Bu tek başına doğru bir tanımlama değildir. Zira vahyin kitaplaşmış haline kimi ayetlerde bağlamından dolayı isim olarak Kur’an denmiş olsa da esas isim, “Mushaf”tır, “Kitap”tır. Aslında Kara’e kökünden türeyen Kur’an, kök anlamı itibariyle Kitap veya Mushaf demek değil, “okumak”, “toplamak” “bir araya getirmek”, “nakletmek”, “aktarmak” demektir. Gültekin Onan Gerçekten biz onu Arapça bir Kuran kıldık ki akledesiniz. Hakkı Yılmaz 2,3 Apaçık/açıklayan kitap kanıttır ki Biz onu aklınızı kullanasınız diye Arapça bir okuma yaptık. Harun Yıldırım Gerçekten Biz onu, belki aklınızı kullanırsınız diye Arapça bir Kur’an kıldık. Hasan Basri Çantay Hakıykat biz onu, Onun manâlarını anlayasınız diye, Arabca bir Kur'an yapdık. Hayrat Neşriyat 2-3 Apaçık beyân eden Kitâb’a and olsun ki, şübhesiz biz, anlayıp akıl erdiresiniz diye onu Arabca bir Kur’ân kıldık. İbni Kesir Düşünüp anlayasınız diye gerçekten Biz, onu arabça bir Kur'an kılmışızdır İskender Evrenosoğlu Muhakkak ki Biz, O'nu Arapça Kur'ân kıldık. Umulur ki böylece akıl edersiniz. Kadri Çelik Gerçekten biz onu, belki aklınızı kullanırsınız diye Arapça bir Kur'an kıldık. Mehmet Ali Eroğlu 2-3 Zahiren, apaçık Kitap'a andolsun. Anlayıp düşünmeniz için Kur'an'ı Arapça yapmışızdır. Mehmet Okuyan Şüphesiz biz akıl edesiniz diye onu Arapça bir Kur’an kıldık. Muhammed Celal Şems Şüphesiz Biz onu, akıl edesiniz diye Kur’an ve Arabî kıldık. Çok okunacak olan ve kendi manalarını açıklayan ve konularının anlaşılması kolay olan demektir. Muhammed Esed Onu, düşünüp kavrayabilmeniz için Arapça bir hitabe yaptık. Mustafa Çevik 1-4 Hâ. Mim. Yaratılışınızın sebebini ve nasıl yaşamanız gerektiğini, size kendi dilinizin sesleri ile apaçık bildiren Kur’an âyetleri üzerinde düşünün. Bu Kur’an katımızda bulunan ana kitapta kayıtlıdır ve asla bir beşer sözü değildir. Hayatınızla ilgili en doğru hükümleri yasaları tebliğ için indirilmiştir. Mustafa İslamoğlu Ki zaten Biz, onu anlayabilesiniz diye Arapça bir hitap kıldık. Ömer Nasuhi Bilmen Muhakkak Biz onu bir Arapça Kur'an kıldık, umulur ki, siz akıl erdirirsiniz. Ömer Öngüt Muhakkak ki biz onu düşünüp anlayasınız diye Arapça bir Kur'an kılmışızdır. Şaban Piriş Biz onu anlayasınız diye Arapça okuma/Kur’an kıldık. Sadık Türkmen Biz onu, Arapça anladıkları dilde bir Kur’an kıldık/yaptık. Aklınızı kullanasınız diye! Seyyid Kutub Düşünüp anlamanız için onu Arapça bir Kur'an yaptık. Suat Yıldırım Biz düşünüp anlamanız için onu Arapça bir Kur’ân olarak indirdik. Süleyman Ateş Biz, düşünüp anlamanız için onu Arapça bir Kur'ân yaptık. Süleymaniye Vakfı Onu, Arapça ayetler kümesi haline kuranlar haline[*] getirdik; belki aklınızı kullanırsınız. [*] Arapçada “Kur’an” kelimesinin bir anlamı da kümedir. Kelimenin bu anlamda kullanıldığı ayet için bakınız İsra 17/78 Tefhim-ul Kuran Gerçekten biz onu, belki aklınızı kullanırsınız diye Arapça bir Kur'an kıldık. Ümit Şimşek Düşünüp anlamanız için Biz onu Arapça bir Kur'ân olarak indirdik. Yaşar Nuri Öztürk Biz onu akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur'an yaptık. En üste taşıEn alta taşıBu yazarın mealini okumaya devam et Bir sureye/ayete tıkladığınızda mealler ilk başta yazar ismine göre alfabetik olarak sıralanır. Yazar isminin solundaki kutucuğu yukarı/aşağı taşıyarak sıralamayı istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz. Tarayıcınızın çerezlerini silmediğiniz sürece tercihiniz daha sonraki ziyaretlerinizde hatırlanacaktır. Ayrıca bir yazarın ismine sağ tıklayarak bu yazarın mealinin en üstte veya en altta görünmesini de sağlayabilirsiniz.
43-ZUHRÛF 1. Ayet حم Hâ mim. Bayraktar Bayraklı Hâ, mîm. Cemal Külünkoğlu Hâ Mîm. Diyanet İşleri eski Ha, Mim, Diyanet Vakfi Hâ. Mîm. Edip Yüksel H8M40 Elmalılı Hamdi Yazır Hâ, mîm. Muhammed Esed Ha-Mim. Mustafa İslamoğlu Ha-mim! Seyyid Kutub Ha, Mim. Süleyman Ateş Hâ mim. Süleymaniye Vakfı HA! MİM! Tefhim-ul Kuran Hâ, Mîm. Yaşar Nuri Öztürk Hâ, Mîm. 43-ZUHRÛF 2. Ayet وَالْكِتَابِ الْمُبِينِ Vel kitâbil mubîni. Bayraktar Bayraklı Apaçık kitaba andolsun. Cemal Külünkoğlu 2-3 Gerçekleri apaçık gösteren Kitab'a andolsun ki, aklınızı kullanarak iyice anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kur'an yaptık. Diyanet İşleri eski 2-3 Apaçık Kitap'a and olsun ki, akledesiniz diye Kuran'ı Arapça okunan bir Kitap kılmışızdır. Diyanet Vakfi 2-3 Apaçık Kitab'a andolsun ki biz, anlayıp düşünmeniz için onu Arapça bir Kur'an kıldık. Edip Yüksel Apaçık kitaba andolsun ki Elmalılı Hamdi Yazır Bu parlak kitabın kadrini bilin Muhammed Esed Düşün özünde apaçık olan ve hakikati bütün açıklığıyla ortaya seren bu ilahi fermanı! Mustafa İslamoğlu Özünde açık ve hakikati açıklayıcı olan bu kitabın değerini bilin! Seyyid Kutub Apaçık Kitab'a andolsun ki. Süleyman Ateş Apaçık Kitaba andolsun ki Süleymaniye Vakfı Her şeyi açıkça ortaya koyan bu Kitabı iyi düşünün. Tefhim-ul Kuran Apaçık olan Kitaba andolsun; Yaşar Nuri Öztürk O ayan beyan konuşan Kitap'a yemin olsun ki, 43-ZUHRÛF 3. Ayet إِنَّا جَعَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لَّعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ İnnâ cealnâhu kur’ânen arabiyyen leallekum ta’kılûnta’kılûne. Bayraktar Bayraklı Biz, anlayasınız diye onu Arapça bir Kur'ân yaptık. Cemal Külünkoğlu 2-3 Gerçekleri apaçık gösteren Kitab'a andolsun ki, aklınızı kullanarak iyice anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kur'an yaptık. Diyanet İşleri eski 2-3 Apaçık Kitap'a and olsun ki, akledesiniz diye Kuran'ı Arapça okunan bir Kitap kılmışızdır. Diyanet Vakfi 2-3 Apaçık Kitab'a andolsun ki biz, anlayıp düşünmeniz için onu Arapça bir Kur'an kıldık. Edip Yüksel Anlamanız için onu kusursuz bir dile sahip bir Kuran yaptık. Elmalılı Hamdi Yazır Hakkâ biz onu Arabî olarak okunacak bir Kur'an kıldık ki akıl irdiresiniz Muhammed Esed Onu, düşünüp kavrayabilmeniz için Arapça bir hitabe yaptık. Mustafa İslamoğlu Ki zaten Biz, onu anlayabilesiniz diye Arapça bir hitap kıldık. Seyyid Kutub Düşünüp anlamanız için onu Arapça bir Kur'an yaptık. Süleyman Ateş Biz, düşünüp anlamanız için onu Arapça bir Kur'ân yaptık. Süleymaniye Vakfı Onu, Arapça ayetler kümesi haline kuranlar haline[*] getirdik; belki aklınızı kullanırsınız. [*] Arapçada “Kur’an” kelimesinin bir anlamı da kümedir. Kelimenin bu anlamda kullanıldığı ayet için bakınız İsra 17/78 Tefhim-ul Kuran Gerçekten biz onu, belki aklınızı kullanırsınız diye Arapça bir Kur'an kıldık. Yaşar Nuri Öztürk Biz onu akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur'an yaptık. 43-ZUHRÛF 4. Ayet وَإِنَّهُ فِي أُمِّ الْكِتَابِ لَدَيْنَا لَعَلِيٌّ حَكِيمٌ Ve innehu fî ummil kitâbi ledeynâ le alîyyun hakîmhakîmun. Bayraktar Bayraklı O, katımızda bulunan bütün vahiylerin kaynağından çıkmıştır. O, gerçekten yücedir; hikmet doludur. Cemal Külünkoğlu Ve o, katımızda bulunan bütün vahiylerin kaynağından Levh-i Mahfuz'dan çıkmıştır. O Kur'an, gerçekten çok yücedir, hüküm ve hikmet doludur. Diyanet İşleri eski Şüphesiz o, Bizim katımızda Ana Kitap'ta mevcut, yüce ve hikmet dolu bir Kitap'dır. Diyanet Vakfi O, katımızda bulunan Ana Kitap'ta levh-i mahfuzda mevcut, yüce ve hikmetle dolu bir kitaptır. Edip Yüksel O, ana kitapta korunur, katımızda üstündür, bilgedir. Elmalılı Hamdi Yazır Ve hakıkat o, bizim nezdimizdeki ana kitabda çok yüksek, çok hikmetlidir Muhammed Esed Ve o, katımızda bulunan bütün vahiylerin kaynağından çıkmıştır; o, gerçekten yücedir, hikmet doludur. Mustafa İslamoğlu Şüphe yok ki o, katımızda bulunan ana kitapda kayıtlıdır; elbet pek değerlidir o, sonuç itibarıyla tam isabet kaydeden hükümlerle doludur. Seyyid Kutub O, katımızda bulunan ana kitabdadır. Şanı yücedir, hikmetle doludur. Süleyman Ateş O, katımızda bulunan ana hikmetlidir. Süleymaniye Vakfı O, katımızdaki Ana Kitap’tadır; yücedir, hikmetlidir[*]. [*] Doğru olan hükme hikmet denir. Hikmetli olması doğru hükümler içerdiği anlamına gelir. Tefhim-ul Kuran Hiç şüphesiz o, bizim katımızda olan Ana Kitap'tadır; çok yücedir, hüküm ve hikmet doludur. Yaşar Nuri Öztürk Ve o, bizim katımızdaki ana Kitap'ta çok yüce, çok hikmetlidir. 43-ZUHRÛF 5. Ayet أَفَنَضْرِبُ عَنكُمُ الذِّكْرَ صَفْحًا أَن كُنتُمْ قَوْمًا مُّسْرِفِينَ E fe nadribu ankumuz zikre safhan en kuntum kavmen musrifînmusrifîne. Bayraktar Bayraklı Siz haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizi Kur'ân ile uyarmaktan vaz mı geçelim? Cemal Külünkoğlu Siz, haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizi zikirle Kur'an'la uyarmaktan vaz mı geçelim? Diyanet İşleri eski Ey inkarcılar! Aşırı giden kimselersiniz diye sizi Kuran'la uyarmaktan vaz mı geçelim? Diyanet Vakfi Siz, haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizi Kur'an'la uyarmaktan vaz mı geçelim? Edip Yüksel Haddi aşan bir toplumsunuz diye mesajı size iletmekten vaz mı geçelim? Elmalılı Hamdi Yazır Siz müsrif bir kavm olduğunuz için şimdi sizden o öğüdü bertaraf mı edeceğiz? Muhammed Esed Siz ey hakikati inkar edenler! Kendi kişiliğinizi harcayan insanlar olduğunuzu göre göre bu hatırlatma ve uyarıyı sizden tamamen geri mi çekelim? Mustafa İslamoğlu Siz değerleri hoyratça harcayan bir toplumsunuz diye bu uyarıcı vahyi sizden geri mi çekelim? Seyyid Kutub Siz, haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizi Kur'an'la uyarmaktan vaz mı geçelim? Süleyman Ateş Siz, aşırı giden bir kavim oldunuz diye, sizi uyarmaktan vaz mı geçelim? Süleymaniye Vakfı Gereksiz işlere dalmış bir halksınız diye göz yumup bu Zikri Kur’an’ı , size ulaştırmaktan vaz mı geçelim? Tefhim-ul Kuran Siz ölçüyü taşıran bir kavimsiniz diye, şimdi o zikri öğüt ve hatırlatma dolu Kur'an'ı sizden uzaklaştırıp bir yana mı bırakalım? Yaşar Nuri Öztürk Siz, haddi aşanlardan/zulme sapanlardan oluşan bir toplumsunuz diye, o zikri/Kur'an'ı sizden uzak mı tutalım? 43-ZUHRÛF 6. Ayet وَكَمْ أَرْسَلْنَا مِن نَّبِيٍّ فِي الْأَوَّلِينَ Ve kem erselna min nebîyin fîl evvelînevvelîne. Bayraktar Bayraklı Daha önceki milletlere nice peygamberler göndermiştik. Cemal Külünkoğlu Hâlbuki daha önceki toplumlara da nice peygamberler göndermiştik. Diyanet İşleri eski Öncekilere nice peygamberler göndermişizdir. Diyanet Vakfi Daha önceki milletlere nice peygamberler göndermiştik. Edip Yüksel Öncekilere nice peygamberler göndermişizdir. Elmalılı Hamdi Yazır Halbuki evvelkiler içinde biz nice Peygamber gönderdik Muhammed Esed Eski zamanların halkına ne kadar da çok peygamber gönderdik! Mustafa İslamoğlu Hem öncekilere de çok sayıda peygamber göndermiştik. Seyyid Kutub Biz, sizden önce gelenlere nice peygamberler gönderdik. Süleyman Ateş Biz önce gelenlere nice peygamber gönderdik. Süleymaniye Vakfı Sizden öncekilere de nice nebiyi elçi olarak göndermiştik[*]. [*] Nebî, kendine Kitap ve hikmet verilen kişidir. Türkçede peygamber olarak bilinir. En'âm 6/83-90 ve Bakara 2/61. Tefhim-ul Kuran Oysa biz, önceki cemiyetler içinde nice peygamberler gönderdik. Yaşar Nuri Öztürk Biz, öncekiler için de nice peygamberler gönderdik. 43-ZUHRÛF 7. Ayet وَمَا يَأْتِيهِم مِّن نَّبِيٍّ إِلَّا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُون Ve mâ yetîhim min nebîyin illâ kânû bihî yestehziûnyestehziûne. Bayraktar Bayraklı Onlar, kendilerine gelen her peygamberi mutlaka alaya alırlardı. Cemal Külünkoğlu Ama onlara hiçbir peygamber gelmedi ki onunla alay etmiş olmasınlar. Diyanet İşleri eski Kendilerine gelen her peygamberi onlar mutlaka alaya alırlardı. Diyanet Vakfi Onlar, kendilerine gelen her peygamberi mutlaka alaya alırlardı. Edip Yüksel Fakat, kendilerine giden her peygamberle alay ettiler. Elmalılı Hamdi Yazır Hiçbir Peygamber de gelmiyordu ki kendilerine onunla mutlak eğlenmesinler. Muhammed Esed Ama onlara hiçbir peygamber gelmedi ki o'nunla alay etmiş olmasınlar; Mustafa İslamoğlu Ama kendilerine gönderilen her peygamberle alay etmiştiler. Seyyid Kutub Onlar, kendilerine gelen her peygamberi mutlaka alaya alırlardı. Süleyman Ateş Onlara hiçbir peygamber gelmezdi ki mutlaka onunla alay etmesinler. Süleymaniye Vakfı Onlara hangi nebi gelse mutlaka hafife alırlardı. Tefhim-ul Kuran Onlara bir peygamber gelmeyiversin, mutlaka onunla alay ederlerdi. Yaşar Nuri Öztürk Onlara bir peygamber geldiğinde mutlaka onunla alay ediyorlardı. 43-ZUHRÛF 8. Ayet فَأَهْلَكْنَا أَشَدَّ مِنْهُم بَطْشًا وَمَضَى مَثَلُ الْأَوَّلِينَ Fe ehleknâ eşedde minhum batşen ve medâ meselul evvelînevvelîne. Bayraktar Bayraklı Biz, bunlardan daha kuvvetli olanları da helâk ettik. Nitekim öncekilerde örneği geçmiştir. Cemal Külünkoğlu Sonunda şimdikilerden daha kudretli oldukları halde onları yaptıkları yüzünden helak ettik ve o eski toplumlar geçmişten bir iz, bir hatıra oldular. Diyanet İşleri eski Bunun için Biz de, bunlardan daha kuvvetli olanları yok etmişizdir. Öncekilere dair nice misaller geçmiştir. Diyanet Vakfi Biz bunlardan daha zorba olanları da helâk ettik. Nitekim öncekilerde örneği geçmiştir. Edip Yüksel Şunlardan daha güçlülerini yok ettik. Öncekilerin örneği geçmiştir. Elmalılı Hamdi Yazır Onun için biz onlardan daha sert pençelileri helâk ettik ve evvelkilerin meseli geçti. Muhammed Esed sonunda şimdikilerden daha kudretli oldukları halde onları silip yok ettik ve o eski toplumlar geçmişten bir iz, bir hatıra oldular. Mustafa İslamoğlu Sonunda, şunlardan daha güçlü kuvvetli oldukları halde onları da helak ettik; öncekilerin meselleri daha önce geçmişti. Seyyid Kutub Bizde bunlardan daha güçlü oları o kavimleri helak ettik. Öncekilere dair nice misaller geçmiştir. Süleyman Ateş Biz de bunlardan daha güçlü olan o kavimleri helâk ettik. Öncekilerin örneği geçti. Süleymaniye Vakfı Bunlardan daha üstün vurucu güce sahip nicelerini etkisiz hale getirdik. Öncekilerin örnekleri başka ayetlerde anlatılmıştı. Tefhim-ul Kuran Biz de, kuvvet bakımından onlardan daha üstün olan toplumları yıkıma uğrattık. Öncekilerin örneği geçti. Yaşar Nuri Öztürk Biz, gücü kuvveti onlardan daha üstün olanları da helâk etmişizdir. Öncekilerin örneği geçti. 43-ZUHRÛF 9. Ayet وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ الْعَزِيزُ الْعَلِيمُ Ve le in seeltehum men halakas semâvâti vel arda le yekûlunne halakahunnel azîzul alîmalîmu. Bayraktar Bayraklı Onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye soracak olursan; “Kesinlikle onları her şeye gücü yeten ve her şeyi bilen Allah yarattı” diye cevap vereceklerdir. Cemal Külünkoğlu Andolsun ki, onlara “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan “Onları mutlak güç sahibi, her şeyi bilen Allah yarattı” derler. Diyanet İşleri eski And olsun ki onlara 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye sorsan, 'Onları güçlü olan, her şeyi bilen yaratmıştır' derler. Diyanet Vakfi Andolsun ki, onlara gökleri ve yeri kim yarattı? diye sorsan; Onları şüphesiz güçlü olan, her şeyi bilen Allah yarattı» derler. Edip Yüksel Onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?“ diye sorsan, “Onları, Üstün ve her şeyi bilen yarattı“ diyeceklerdir. Elmalılı Hamdi Yazır Celâlim hakkı için sorsan onlara o Gökleri ve Yeri kim yarattı? Elbette diyecekler onları o azîz, alîm yarattı Muhammed Esed İşte böyle, şayet onlara da "Gökleri ve yeri yaratan kimdir?" diye sorarsan hiç tereddüt etmeden "Kudret Sahibi Olan, Her Şeyi Bilen Allahtır." cevabını verecekler. Mustafa İslamoğlu Eğer onlara sormuş olsaydın "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye, elbet onlar da "Mutlak üstün ve yüce olan, eşsiz bilgi sahibi yarattı!" derlerdi. Seyyid Kutub Andolsun onlara Gökleri ve yeri kim yarattı?» diye sorsan elbette Onları, çok üstün, çok bilen Allah yarattı» diyeceklerdir. Süleyman Ateş Andolsun onlara "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan elbette diyecekler ki "Onları, çok üstün, çok bilen Allâh yarattı." Süleymaniye Vakfı Onlara “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorarsan, tereddüt etmeden, “Üstün ve bilgili olan Allah yarattı” derler. Tefhim-ul Kuran Andolsun, onlara Gökleri ve yeri kim yarattı?» diye soracak olsan, tartışmasız Onları üstün ve güçlü aziz olan, bilen Allah yarattı» diyecekler. Yaşar Nuri Öztürk Yemin olsun, eğer onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, kesinlikle şöyle diyeceklerdir "Onları, Azîz ve Alîm olan yarattı!" 43-ZUHRÛF 10. Ayet الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ مَهْدًا وَجَعَلَ لَكُمْ فِيهَا سُبُلًا لَّعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ Ellezî cealekumul arda mehden ve cealelekum fîhâ subulen leallekum tehtedûntehtedûne. Bayraktar Bayraklı Allah, yeri size beşik yapmış ve doğru gidesiniz diye yeryüzünde size yollar yaratmıştır. Cemal Külünkoğlu O, size yeri beşik kılan ve doğru gitmeniz için yeryüzünde yollar gösterendir. Diyanet İşleri eski O, size yeri beşik kılmış ve orada, doğru gidesiniz diye yollar var etmiştir. Diyanet Vakfi O, size yeri beşik kılmış ve doğru gidesiniz diye yeryüzünde size yollar yaratmıştır. Edip Yüksel O ki, yeryüzünü oturmanıza elverişli kıldı ve doğru gitmeniz için sizin için orada yollar açtı. Elmalılı Hamdi Yazır O ki Arzı sizin için bir beşik yaptı ve doğru gidesiniz diye size yollar açtı Muhammed Esed Yeri sizin için bir beşik yapan ve üzerinde geçiminizi kazanma yolları var eden O'dur; umulur ki doğru yolu seçer ve onu izlersiniz. Mustafa İslamoğlu İşte yeri sizin için beşik yapan da, yolunuzu bulasınız diye orada sizin için yollar var eden de O'dur. Seyyid Kutub O; size yeri beşik kılan ve doğru gitmeniz için yeryüzünde size yollar gösterendir. Süleyman Ateş O yeri sizin için beşik kıldı ve varacağınız yere gitmeniz için yeryüzünde size yollar yaptı. Süleymaniye Vakfı Yeryüzünü size beşik gibi yapan ve hedefinize ulaşmanız için orada yollar oluşturan O’dur. Tefhim-ul Kuran Ki O, yeri sizin için bir beşik kıldı ve onda size birtakım yollar var etti, böylece doğru yolu bulasınız. Yaşar Nuri Öztürk O, yerküreyi size bir beşik yaptı. Ve onda sizler için yollar oluşturdu ki, varacağınız yere varabilesiniz. 43-ZUHRÛF 11. Ayet وَالَّذِي نَزَّلَ مِنَ السَّمَاء مَاء بِقَدَرٍ فَأَنشَرْنَا بِهِ بَلْدَةً مَّيْتًا كَذَلِكَ تُخْرَجُونَ Vellezî nezzele mines semâi mâenbi kaderkaderin, fe enşernâ bihî beldetenmeyten, kezâlike tuhrecûntuhrecûne. Bayraktar Bayraklı Gökten gerekli ölçüde tekrar tekrar suyu indiren Allah'tır. Biz o su ile ölü topraklara hayat veririz. İşte siz de böyle çıkarılacaksınız. Cemal Külünkoğlu O'dur gökten dünyanın ihtiyaç duyduğu gerekli bir ölçüye göre suyu indiren. İşte, biz nasıl onunla ölü toprağa hayat veriyorsak, siz de böyle öldükten sonra yeniden diriltilip çıkarılacaksınız. Diyanet İşleri eski O, suyu gökten bir ölçüye göre indirir. Biz onunla ölü memleketi diriltiriz. İşte siz de böyle diriltileceksiniz. Diyanet Vakfi Gökten bir ölçüye göre suyu indiren O'dur. Biz onunla kupkuru, ölü memlekete hayat veririz. İşte siz de böylece mezarlarınızdan çıkarılacaksınız. Edip Yüksel O ki gökten bir ölçüye göre su indirdi. Nitekim onunla ölü bir ülkeyi dirilttik. İşte böyle çıkarılırsınız. Elmalılı Hamdi Yazır Ve o ki yukarıdan bir mikdar ile bir su indirmekte ve onunla ölü bir beldeye hayat neşretmekteyiz, işte siz de öyle çıkarılacaksınız Muhammed Esed O'dur gökten gerekli miktarda suyu tekrar tekrar indiren; işte, Biz nasıl onunla ölü toprağa hayat veriyorsak, siz de böyle öldükten sonra yeniden sahneye çıkarılacaksınız. Mustafa İslamoğlu Gökten suyu bir ölçüye göre sürekli indiren de O'dur Bunun sonunda Biz nasıl ölü toprağı yeniden diriltiyorsak, işte siz de öldükten sonra böyle çıkarılacaksınız. Seyyid Kutub Gökten bir ölçüye göre suyu indiren O'dur. Biz onunla kupkuru ölü bir memlekete hayat verdik. İşte böyle sizde tekrar diriltileceksiniz. Süleyman Ateş Gökten bir ölçü ile su indirdi de, onunla ölü bir ülkeyi canlandırdık. İşte siz de öyle canlandırılıp çıkarılacaksınız. Süleymaniye Vakfı O, gökten bir ölçüye göre su indiren Allah’tır. Onunla ölü bir bölgeyi diriltiriz. Kabirlerinizden de böyle çıkarılacaksınız. Tefhim-ul Kuran Ki O, belli bir miktar ile gökten su indirdi de, onunla ölü bir memleketi 'dirilttik ve her yanına yeniden hayat yaydık'; siz de böyle kabirlerinizden diriltilip çıkarılacaksınız. Yaşar Nuri Öztürk Gökten bir ölçüye bağlı olarak/bir kaderle su indirmiştir O. O suyla biz ölü bir beldeyi hayata kavuşturduk. İşte siz de böyle çıkarılacaksınız.
zuhruf suresi 3 ayet meali